Semih Şentürk: Nöbetçi Golcülükten Unutulmaz Anlara – Bir Futbol Efsanesinin Hikayesi
Türk futbolunun “Nöbetçi Golcü” lakabıyla tanıdığı Semih Şentürk, kariyerinden çarpıcı anları ve futbol dünyasına dair görüşlerini paylaşıyor. Bu yazımızda, sahaya sonradan girip maçların kaderini değiştiren golleriyle hafızalara kazınan Şentürk’ün Hırvatistan maçındaki efsanevi golünden Fenerbahçe’deki ayrılık sürecine, milli takım ruhundan günümüz futboluna dair değerlendirmelerine kadar pek çok konuyu ele alacağız. Kendine özgü oyun tarzı ve saha dışındaki duruşuyla da dikkat çeken Semih Şentürk’ün futbol yolculuğuna yakından bakmaya hazır olun.
Nöbetçi Golcü ve Kariyer Anlayışı
Semih Şentürk, kariyerinin ilk dönemlerinde “nöbetçi golcü” yakıştırmasını pek sevmediğini ancak sonradan attığı maç kazandıran gollerle bu durumun hoşuna gitmeye başladığını belirtiyor. Kulübedeyken bile rakip defans oyuncularını ve kalecilerini dikkatle izleyerek oyuna girme anını beklediğini ifade ediyor. Futbolu bıraktıktan sonra yaptığı bir araştırmada, aslında ilk 11’de başladığı maçlarda daha çok gol attığını fark etse de, sonradan oyuna girip kritik goller atmasının bu lakabı almasında etkili olduğunu dile getiriyor. Eğer sürekli ilk 11 oyuncusu olsaydı Avrupa’ya gidebileceğine inandığını da ekliyor.
Unutulmaz Anlar ve Goller
Semih Şentürk için kariyerinin zirvesi, 2008 Avrupa Şampiyonası’ndaki Hırvatistan maçı. Bu gol sayesinde ülkesini en iyi şekilde temsil ettiğini ve hala Fenerbahçeli, Galatasaraylı, Beşiktaşlı, Trabzonsporlu ayırt etmeksizin herkesin kendisiyle fotoğraf çektirdiğini ve sevgi gösterdiğini vurguluyor. Ayrıca, çeyrek finaldeki Sevilla maçı ve Alex’in ortasıyla attığı gol de unutamadığı anılar arasında. Kariyerinde pişmanlık duyduğu anlardan biri ise 2012’de Galatasaray derbisinde Fernando Muslera’nın kurtardığı ve şampiyonluğa mal olan gol kaçırma anı.
Milli Takım ve 2008 Avrupa Şampiyonası
2008 Avrupa Şampiyonası’nın milli takım için çok iyi geçtiğini ve ülkeyi en iyi şekilde temsil ettiklerini ifade eden Şentürk, Nihat Kahveci’nin Çek Cumhuriyeti’ne 90. dakikada attığı golün ne kadar özel olduğunu dile getiriyor. Hırvatistan maçında attığı golü kariyerinin zirvesi olarak tanımlayan Şentürk, Fatih Terim’in penaltı atışlarında ona güvenmesinin de büyük anlam taşıdığını belirtiyor. O dönemki “Biz bitti demeden bitmez” sloganının, sahadaki tüm oyuncular tarafından inanılan bir felsefe olduğunu ve Tuncay Şanlı’nın uzatma dakikalarında topu santraya koyarak “Hadi beyler daha bitmedi!” demesini hiç unutamadığını aktarıyor. Almanya maçı sonrası yaşadığı ilginç bir anıyı da paylaşan Semih Şentürk, Fatih Terim ile Nuno Gomes arasındaki mesajlaşmayı şaşkınlıkla öğrendiğini dile getiriyor.
Fenerbahçe Kariyeri ve Ayrılık Süreci
Fenerbahçe’deki ayrılık sürecinin 3 Temmuz olayı, Aziz Yıldırım’ın içeride olması ve Aykut Kocaman ile Alex De Souza arasındaki gerginlikle başladığını aktarıyor. Alex’e yakınlığı nedeniyle Aykut Kocaman tarafından kadro dışı bırakıldığını ve uzun süre forma şansı bulamadığını belirtiyor. Türkiye Kupası’nı kazanmalarına rağmen hocayla aralarının soğuk olduğunu dile getiren Şentürk, Aziz Yıldırım’ın cezaevinden çıktıktan sonra kendisi ve yedi sekiz futbolcunun istenmediği haberini aldığını ve başkanla görüşemeden kulüpten ayrıldığını ifade ediyor. Başladığı kulüpte jübile yaparak futbolu bırakmayı çok istediğini, 20 sene Fenerbahçe’de oynamış birisi olmak istediğini ve en çok şampiyonluk yaşayanlardan biri olmayı arzuladığını belirterek kırgınlık değil ama bir üzüntü yaşadığını dile getiriyor. Ancak Fenerbahçe’nin her zaman evi olduğunu ve Aziz Yıldırım’ı da babası gibi sevdiğini ekliyor.
Futboldaki Kalite Farkı ve Ruh Eksikliği
Semih Şentürk, günümüz futbolu ile kendi oynadığı dönemin futbolunu kıyaslarken, eski dönemdeki futbolcuların daha kaliteli olduğunu, daha iyi bir oyun ve baskılı bir anlayış olduğunu düşünüyor. Şimdiki takımların da kaliteli oyunculara sahip olduğunu ancak Fenerbahçe’de bir “ruh” eksikliği olduğunu üzülerek belirtiyor. Birlik beraberlik olmadığı sürece başarının gelmediğini ve Türk oyuncuların az oynamasının da bu duruma etki ettiğini düşünüyor. Kendi zamanlarında Ümit Özat, Rüştü Reçber, Emre Belözoğlu, Tuncay Şanlı gibi abilerinin takıma liderlik ettiğini, genç oyuncuları yönlendirdiğini ve sahada bir saygı ortamının olduğunu vurguluyor.
Kariyer Sonrası ve Gelecek Hedefleri
Futbolu bıraktıktan sonra altyapıda antrenörlük yaptığını ve genç oyunculara her zaman özel çalışmalar yapmalarını, maç izlemelerini tavsiye ettiğini belirtiyor. Kulübedeyken bile rakip defans ve kalecileri izleyerek zayıf noktalarını tespit ettiğini ve bu sayede birçok gol attığını anlatıyor. Gelecekte Fenerbahçe’de görev almak istediğini ve Okan Buruk’un örneğini vererek, bu işe başlarken dört şampiyonluk hayal edip etmediğini sorguluyor. Fenerbahçe camiasına her zaman hizmet etmeye hazır olduğunu ifade ediyor.
Alex De Souza ve Saha İçi Diyaloglar
Alex De Souza ile sürekli görüştüğünü ve ailece görüştükleri özel bir dostlukları olduğunu dile getiriyor. Kendisinin de çok çalıştığını, her idmandan sonra özel antrenmanlar yaptığını ancak Alex ile özel bir diyaloğu olduğunu belirtiyor. Alex’in oyun tarzına uyum sağlamaya çalıştığını, Alex’in sırtı dönük pas alışverişlerinde iyi bir oyuncuya ihtiyaç duyduğunu ve bu rolü Nobre’den sonra kendisinin üstlendiğini anlatıyor. Nobre’nin yaptıklarını izleyerek kendini geliştirdiğini ve onun gidişinden sonra ön plana çıktığını ifade ediyor.
Hızlı Sorular, Hızlı Cevaplar
- En komik: Stephen Appiah
- Antrenmana en çok geç kalan: Wizon
- En patojenik: Volkan Demirel
- En dakik: Alex De Souza
- En bonkör: Tuncay Şanlı
- En cimri: Diego Lugano
- Sahada en sert: Diego Lugano ve Servet Çetin
- Şükrü Saraçoğlu: Muhabbet
- Aziz Yıldırım: Baba
- Euro 2008: Unutulmaz
- Aykut Kocaman: Severim
- Sevilla: Çok özel maç
- Hırvatistan: Muhteşem
- Zico: Sevecen, babacan
- 23: Şans
- Volkan Demirel: İyi dost
- Şampiyonlar Ligi: Yaşanması gereken
- Milli takımda favori isim: Arda Güler
En Beğendiği Forvetler
Semih Şentürk, Necati Ateş, Hasan Kabze, Ümit Karan, Mauro Icardi, Victor Osimhen gibi isimlerin sayıldığı listede, bu isimlerin hepsinin iyi golcüler olduğunu belirtiyor. Kendini kimseyle kıyaslama gibi bir egosu olmadığını, hepsinin döneminin önemli golcüleri olduğunu ifade ediyor. Kendi oyun tarzını ceza sahası içi golcüsü olarak tanımlayan Şentürk, bu yönüyle Icardi’yi beğendiğini ve örnek olarak Tanju Çolak ile Ruud van Nistelrooy’u izlediğini belirtiyor. Icardi’nin ceza sahası içinde çok etkili bir oyuncu olduğunu ve kendisine göre bu rolün en iyi temsilcisi olduğunu ekliyor.
Sonuç
Semih Şentürk, “Nöbetçi Golcü” lakabının ötesinde, Türk futboluna hem kulüp hem de milli takım düzeyinde önemli katkılar sağlamış bir isim olarak kariyerini şekillendirmiştir. Sahadaki bitmeyen inancı, rakip oyuncuları analiz etme yeteneği ve özel antrenmanlara verdiği önemle, kendi başarısının mimarı olmuştur. Fenerbahçe’ye duyduğu aidiyet ve gelecekte de camiasına hizmet etme arzusu, onun futbol kişiliğinin temel taşlarından biridir. Unutulmaz anıları ve futbol dünyasına dair samimi değerlendirmeleriyle Semih Şentürk, Türk futbol tarihindeki yerini sağlamlaştırmıştır.
