Bu hafta Türk futbolu, Galatasaray’daki Icardi krizi, Fenerbahçe’nin beklenmedik yükselişi ve derinleşen bahis skandalı gibi önemli olaylarla gündemdeydi. Uzman yorumcu Şansal Büyüka ve Aydın, bu kritik gelişmeleri detaylı bir şekilde değerlendirerek ligdeki dengeleri masaya yatırdı.
Galatasaray ve Icardi Sorunu: Bir Yetersizlik mi, Anlamsız Bir Israr mı?
Galatasaray’ın Kocaeli maçında Icardi’nin ilk 11’de başlaması ve 90 dakika oyunda kalması, takımın yenilmezlik serisini kaybetmesine neden oldu. Okan Buruk, Icardi’yi ilk 11’e aldığı için değil, kötü performansına rağmen sahada tuttuğu için eleştirildi. Icardi, Galatasaray’ın son iki şampiyonluğuna büyük katkılar sağlamış olsa da, mevcut form durumuyla ilk 11 oyuncusu seviyesinde olmadığı belirtildi.
Icardi’nin ocak ayında yeni bir sözleşme talebinde bulunması ve Avrupa’dan teklifler olduğunu menajerinin sıkça dile getirmesi, kulüp içinde bir sorun yaratma potansiyeli taşıyor. Ancak yorumculara göre, Galatasaray bu durumda Icardi’nin değil, kendi şartlarını masaya koyacaktır. Kulübün menfaatleri her zaman oyuncuların önünde tutulacak ve Okan Buruk’un “hatır için oyuncu oynatma” alışkanlığının bedeli olarak 3 puan kaybettiği vurgulandı. Galatasaray, bu tür sorunları zamana bırakmayan, keskin kararlar alan bir kulüp olarak biliniyor.
Galatasaray’ın Kocaeli Maçı Performansı ve Ziyech’in Düşüşü
Galatasaray’ın Kocaeli maçındaki performansı, Icardi sorunundan daha derin eksiklikler olduğunu gösterdi. Kocaeli, savunma kanatlarını o kadar iyi kapattı ki, Galatasaray’ın hücum gücünü %60-70 oranında düşürdü. Agneen’in attığı golde Galatasaray savunmasında Muslera, Jakobs ve Abdülkerim’in bireysel hataları dikkat çekti.
Yunus Akgün, Galatasaray hücumunun “çilingiri” olarak nitelendirildi. Kafasıyla oynayan, satranç oyuncusu gibi ne yapacağını bilen, kapalı savunmaları açabilen bir oyuncu olan Yunus Akgün’ün yokluğunun Galatasaray hücumunda büyük bir boşluk yarattığı belirtildi. Sakatlığı nedeniyle kendisine acil şifalar dilendi.
Rotasyonun önemi bir kez daha ortaya çıktı. Avrupa maçları dönüşünde dikkatli rotasyon yapılması gerektiği, Galatasaraylı oyuncuların “maç seçtiği” iddia edildi. Ziyech’in (Sane) Avrupa maçlarındaki performansıyla Kocaeli maçındaki performansı arasındaki büyük fark, bu duruma örnek gösterildi. Torreira gibi orta saha oyuncularının yükünün ağır olduğu ve radikal olmayan hafif rotasyonlarla oyuncuların dinlendirilmesi gerektiği vurgulandı.
Türk Futbolunda Seyircili Kentlerin Önemi
Kocaelispor maçındaki coşkulu seyirci atmosferi, Türk futbolunun ihtiyacı olan bir tabloyu gözler önüne serdi. 35-40 bin seyirci önünde oynanan bu maç, Kocaeli gibi potansiyeli yüksek şehirlerin Süper Lig’e dönmesinin önemini gösterdi. Samsun, Sakarya, Eskişehir ve Bursa gibi futbol kentlerinin tekrar Süper Lig’de yer alması gerektiği, 300-500 seyirciye oynanan semt takımları yerine bu şehirlerin tribünleri dolduracağı ifade edildi. Devletin bu kulüplere altyapı katkısı sunması ve adil rekabeti bozmadan desteklemesi gerektiği belirtildi.
Fenerbahçe’deki Dönüşüm ve Tedesco Etkisi
Sezon başında Galatasaray’ın 10-12 puan farkla ilk yarıyı önde bitireceği beklentisi varken, Fenerbahçe’nin son haftalardaki performansıyla puan farkını 1’e indirmesi büyük bir sürpriz olarak değerlendirildi. Fenerbahçe’nin üzerindeki “laneti” attığı ve Galatasaray’ın puan kaybettiği haftalarda kendisinin puan alarak durumu lehine çevirdiği belirtildi.
Saadettin Saran’ın gelişiyle birlikte Samandıra’da oluşan “sıcak atmosfer” ve Tedesco’nun (Mourinho nobranlığından sonra) insan ilişkileri konusundaki başarısı, takımın toparlanmasında önemli rol oynadı. Tedesco’nun “her finali kazandığı” ve gelecek sezonun planlarının bile onun üzerine kurulabileceği dile getirildi. Ancak Fenerbahçe’nin kusursuz olmadığı, Kayseri maçının ilk 30-35 dakikasında “yürüyerek” oynaması eleştirildi.
Fenerbahçe’nin ikinci golü, hızlı hücumun dersi niteliğindeydi: Livaković’ten (Ederson) Asensio’ya, ondan Fred’e ve ardından Nene’ye (4 pas, 14 saniye) giden top golle sonuçlandı. Bu, rakip savunma yerleşmeden gol bulmanın önemini gösterdi. Nene’nin, tek vuruş ustası olarak ceza alanı içinde çok hareketli olduğu ve rakiplerine hamle şansı vermeden goller attığı belirtildi.
Savunmada Semedo’nun hücumu fazla düşündüğü için açıklar verdiği, Haedo’nun mutlaka oynaması gerektiği ancak öndeki oyuncuların da defansif katkı sağlaması gerektiği vurgulandı. Orta sahanın ise Fenerbahçe’nin en güçlü bölgesi olduğu, Alver’in ve İsmail Yüksek’in iyi performansları, Fred’in dönüşü ve Szymanski’nin gol katkılarıyla takımın çok kaliteli ayaklara sahip olduğu ifade edildi.
Fenerbahçe’nin mutlaka bir santrafora ihtiyacı olduğu belirtildi. Batshuayi’nin (John Dora’nı/John Duran) Beşiktaş maçında yoktan var ettiği gol, onun değerini ortaya koymuş olsa da Kayseri maçında oynamaması eleştiri konusu oldu. Batshuayi’nin ara sıra iltihaplanma sorunu olduğu bilgisi paylaşıldı.
Beşiktaş ve Rafa Silva Krizi
Sergen Yalçın’ın Kasımpaşa maçı öncesi Rafa Silva’dan memnun olmadığını kamuoyuyla paylaşması doğru bulunmadı. Bu tür konuların oyuncuyla birebir konuşulması gerektiği belirtildi. Rafa Silva’nın kontratında “salonda çalışmam” gibi maddeler olması da eleştirildi. Futbolcunun hocanın kurallarına uyması gerektiği, ancak antrenman tarzı gibi konularda hocayla diyalog kurmasının da önemli olduğu ifade edildi. Rafa Silva’nın kolay vazgeçilecek bir futbolcu olmadığı ve Beşiktaş’ın ona ihtiyacı olduğu, bu nedenle bir orta yol bulunarak oyuncunun kazanılması gerektiği belirtildi. Beşiktaş’ın şu an için şampiyonluk şansının azaldığı, önündeki üç takımı geçmek için her maçı kazanmak zorunda olduğu dile getirildi. Orkun’un ve Rafa Silva’nın yokluğunda Antalya galibiyetinin değerli olduğu vurgulandı.
Hagi’nin Oğlu: Genetik Miras
Alanyasporlu Hagi’nin oğlunun Trabzonspor’a attığı gol, büyük beğeni topladı. Golün Hagi’nin sol ayağını anımsattığı ve Uğurcan Çakır’ı (Onana) yerinde çakılı bıraktığı belirtildi. Genetik yapının futbolda etkisini gösteren bu gol, Türk futbolu için güzel bir anı oldu.
Bahis Skandalı: Futbolun Karanlık Yüzü Derinleşiyor
Futboldaki bahis skandalı, Zorbay Küçük olayında olduğu gibi yanlış bilgilerin itibar suikastlarına yol açabildiği bir zemin oluşturdu. Futbol Federasyonu’nun Zorbay Küçük’ten yazılı özür dilemesi gerektiği vurgulandı. Necip ve Ersin gibi futbolcuların feryatları da dikkate alınarak, suçlu ile suçsuzun çok iyi ayrılması gerektiği belirtildi.
Skandalın daha da büyüyeceği öngörüldü. Bir takımda 16-18 futbolcunun birden bahis oynaması, olayı bireysel disiplin suçundan çıkarıp “örgüt kurma” ve “adli suç” kapsamına sokuyor, bu da hapis cezalarını beraberinde getirebilir. Spor Toto Teşkilatı ve Türkiye Futbol Federasyonu’nun bugüne kadar neden bir denetim yapmadığı sorgulandı.
Yorumculara göre, bahis işinin Balkan ülkeleri, Türkiye ve Kıbrıs üzerinden büyük para transferlerine, hatta kara para aklama işlerine dönüştüğü düşünülüyor. Alt liglerde sırf bu işleri yapmak için kulüp alanların olduğu iddia ediliyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın titizlikle yürüttüğü bu soruşturmanın, milyar dolarlara varan kara para aklama şebekelerini ortaya çıkarabileceği belirtildi.
Futbolcuların yasak olduğunu bilmelerine rağmen TC kimlikleriyle ve banka hesaplarıyla bahis oynamaları eleştirildi. Bu durumun öğrenileceğinin farkında olmamaları şaşırtıcı bulundu. Önleyici tedbir olarak, TFF’nin lisanslardaki TC kimliklerini Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bildirerek Spor Toto Teşkilatı’nın futbolcuların bahis hesaplarını bloke etmesi önerildi.
Son olarak, Türkiye’deki profesyonel takım sayısının çok fazla olduğu ve özellikle 2. ve 3. Liglerde 6-8 ay maaş alamayan futbolcuların bulunduğu dile getirildi. Yoksulluğun ve çaresizliğin, futbolcuları bu tür kötü yollara iten bir zemin oluşturduğu, bu “bataklığın kurutulması” gerektiği ifade edildi. Çoğu futbolcunun küçük meblağlarla bahis oynadığı, asıl büyük paraları döndürenlerin ise milyon dolarları vuran şebekeler olduğu ve soruşturmanın bu büyük aktörlere ulaşacağı beklentisi dile getirildi.
Sonuç
Galatasaray ve Fenerbahçe arasındaki şampiyonluk yarışının kızıştığı, Beşiktaş’ın toparlanma çabasında olduğu ve Türk futbolunun bahis skandalıyla sarsıldığı bu dönemde, futbolun hem saha içi hem de saha dışı dinamikleri büyük bir değişimin eşiğinde. Kulüplerin doğru yönetim, oyuncuların sorumluluk bilinci ve federasyonun etkin denetimi, bu zorlu süreci atlatmada belirleyici olacak.
