Bir Şampiyonlar Ligi sezonu ne kadar kötü geçebilir? Hiç gol atamamak mı daha kötü, yoksa en çok gol yiyen takım olmak mı? Avrupa futbolunun en büyük sahnesi, bazen rüyaların gerçekleştiği bir yer olsa da, bazen de en kötü kabusların yaşandığı bir arenadır. Bu yazımızda, Şampiyonlar Ligi tarihinde iz bırakan en kötü performansları, Türk takımlarından Avrupa devlerine uzanan bir perspektifle ele alacağız. Başarısızlıklardan çıkarılabilecek dersleri ve bu tecrübelerin kulüplerin geleceğini nasıl şekillendirdiğini hep birlikte inceleyeceğiz.
Türk Takımlarının Şampiyonlar Ligi Serüveni
Beşiktaş’ın Puansız Vedası (2021-2022)
Beşiktaş, 2021-2022 sezonunda Şampiyonlar Ligi grup aşamasını tarihinde ilk kez puansız tamamladı. Borussia Dortmund, Ajax ve Sporting ile birlikte C Grubu’nda yer alan Sergen Yalçın yönetimindeki Beşiktaş, ilk maçını evinde Dortmund’a karşı 2-1 kaybetti. Bu maçta golleri Jude Bellingham ve Erling Haaland kaydetti. Ajax deplasmanında oynanan ikinci maçtan önce yaşanan ciddi sakatlık kriziyle Vida, Welinton, Montero, Atiba Hutchinson, Georges-Kévin N’Koudou, Rachid Ghezzal, Mehmet Topal, Miralem Pjanic ve Cyle Larin gibi tam 11 eksikle sahaya çıkan Beşiktaş, 2-0 mağlup oldu. Sporting deplasmanında Uruguaylı stoper Sebastian Coates’in attığı benzer gollerle 4-0 ve evinde 4-1 kaybeden Beşiktaş, turnuvaya psikolojik olarak veda etti. Formaliteye dönüşen son iki maçta evinde Ajax’a 2-1, deplasmanda Dortmund’a ise 5-0 yenildi. Bu son maç aynı zamanda Sergen Yalçın’ın Beşiktaş başındaki son maçı oldu. Yalçın, o günlere dair en büyük hatasının takımını “korakor” oynatmak olduğunu dile getirdi. Gerçekten de Beşiktaş, maçların ilk 20-25 dakikalık bölümlerini iyi oynamasına rağmen, yediği ilk golle birlikte adeta çözülüyordu. Sonuç olarak, Beşiktaş grubu 0 puan ve -16 averajla tamamladı.
Fenerbahçe’nin Talihsiz Başlangıcı (2001-2002)
2001-2002 sezonunda Şampiyonlar Ligi ön elemelerinde Glasgow Rangers’ı eleyerek grup aşamasına katılan Fenerbahçe, F Grubu’nda Barcelona, Olympique Lyon ve Bayer Leverkusen ile eşleşti. Lyon, Fransa Ligi’nde yedi sezon sürecek dominasyonuna yeni başlamıştı. Leverkusen, o sezon tarihinde ilk kez Şampiyonlar Ligi finali oynayacak ve Zinedine Zidane’ın muhteşem yarım volesine mağlup olacaktı. Barcelona ise her zamanki gibi Barcelona’ydı. Mustafa Denizli’nin çalıştırdığı Fenerbahçe, epey sert bir kura çekmişti. Gruptaki ilk maç, 12 Eylül 2001 tarihinde deplasmandaki Bayer Leverkusen maçıydı. Ancak 11 Eylül 2001 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleşen elim terör olayları nedeniyle UEFA, 12 Eylül’de oynanması planlanan dört grup maçını erteledi. Bu müsabakalardan biri de Leverkusen-Fenerbahçe maçıydı. Mustafa Denizli, bu maça çok iyi hazırlandıklarını ve maçın planlandığı tarihte oynanması durumunda işlerin farklı olabileceğini belirtiyordu.
Fenerbahçe, gruptaki ilk maçında Kadıköy’de Barcelona’yı konuk etti ve sahadan 3-0 mağlup ayrıldı. Geceden akılda kalan olaylardan biri de Barcelona 3. golü bulduktan sonra bir süreliğine stadın elektriklerinin kesilmesiydi. İkinci maçında bu kez Lyon’u konuk eden Fenerbahçe, rakibiyle başa baş oynamasına rağmen 89. dakikada yediği golle 1-0 kaybetti. 10 Ekim’e ertelenen Bayer Leverkusen maçında Haim Revivo ile turnuvadaki ilk golünü atıp öne geçse de, Lucio ve Michael Ballack’ın golleriyle 2-1 mağlup oldu. Fenerbahçe, Fransa’da Lyon’a karşı Oktay Derelioğlu’nun golüyle öne geçmesine karşın bir kez daha sahadan 3-1’lik yenilgiyle ayrıldı. 5 maçta 0 puan toplayan sarı lacivertliler için Camp Nou’daki Barcelona maçı artık sadece prestij anlamı taşıyordu. Fenerbahçe, belki de gruptaki en iyi performansını bu maçta gösterdi ve 90+2. dakikaya 0-0’lık beraberlikle girdi. Güntekin Onay’ın anlatımıyla Fenerbahçe, Camp Nou’dan puan çıkaran ilk Türk takımı olmaya çok yakındı. Derken 90+2’de Rivaldo bir frikikte topun başına geçti ve Rüştü Reçber’i kapattığı köşede avladı. Fenerbahçe, grubu 6 maçta 0 puan ve -9 averajla bitirerek Şampiyonlar Ligi tarihinde o tarih itibarıyla bu talihsizliği yaşayan ikinci takım oldu. Fenerbahçe’den önce grup aşamasını puansız kapatan ilk takım Slovakya ekibi FC Košice’ydi (1997-1998 sezonu).
Galatasaray ve Young Boys Detayı
Galatasaray, bugüne dek 18 kez turnuvanın grup aşamasında yer almasına rağmen hiç puansız dönmedi. Ancak can sıkan bir detay söz konusu: 2024-2025 sezonunda (Şampiyonlar Ligi’nin 36 takımlı yeni formatında) 8 maçlık lig fazını puansız kapatan iki takımdan biri, playoff turunda Galatasaray’ı saf dışı bırakarak turnuvaya katılan Young Boys’tu. İsviçre ekibi bu 8 maçta sadece 3 gol atabildi, tam 24 tane yedi ve -21 averajla 36. sırayı alarak kabus bir performans sergiledi. Galatasaray gitseydi muhtemelen yine puansız dönmezdi, ama 8 maçta sıfır çeken bir takıma elenmiş olmak da epey sinir bozucu bir durumdu.
Avrupa’dan Negatif Rekortmenler
Steaua Bükreş: Uzun Süreli Galibiyetsizlik
Şampiyonlar Ligi tarihinin en uzun süren başarısızlığı eski bir şampiyona, Steaua Bükreş’e ait. 1986’da o zamanki adıyla Şampiyon Kulüpler Kupası finalinde Barcelona’yı yenerek şampiyon olan Rumen temsilcisi, o günlerden bu yana tarihini mumla arıyor. Steaua Bükreş, hala devam etmekte olan negatif bir rekorun sahibi: Şampiyonlar Ligi’nde üst üste maç kazanamama rekoru. 2006-2007 sezonunda Dinamo Kiev, Lyon ve Real Madrid’le aynı gruba düşen Steaua, grup aşamasına Kiev deplasmanında aldığı 4-1’lik galibiyetle başlamıştı. İşte bu zafer, Rumen takımının turnuvada son 19 yılda elde ettiği son galibiyet olarak kaldı. Takip eden beş grup maçında galip gelemedi. Sonraki yıl Slavia Prag, Arsenal ve Sevilla’lı grubunda beş yenilgi ve bir beraberlik alabildi. Ertesi yıl ise Bayern Münih, Lyon ve Fiorentina’lı grupta yine aynı performansı sergiledi: beş yenilgi, bir beraberlik. 2008-2013 arası beş yıllık süreçte hiç grup aşamasına katılamayan Steaua, 2013-2014 sezonuyla Şampiyonlar Ligi’ne geri döndü. Fakat Schalke 04, Chelsea ve Basel üçlüsüne karşı grupta yine galibiyet çıkaramadı. Üç yenilgi ve üç beraberlik alarak grubu son sırada bitiren Rumen temsilcisi, böylelikle turnuvada çıktığı son 23 maçta galibiyet elde edemedi. Dahası, bu rekoru geliştirme şansları da var, zira Steaua Bükreş o sezondan beri bir daha hiç Şampiyonlar Ligi’ne katılamadı. Başka bir deyişle, 2006’dan bu yana turnuvada galibiyetleri bulunmuyor. Bu serinin sembolik tarafı, Romanya futbolunun 1989 devriminden sonra yaşadığı ekonomik çöküşü de yansıtmasıdır. 1990’ların ortasından itibaren kulüpler devlet desteğini kaybetti ve özel sermaye futbola yönelmedi. Steaua’nın Avrupa’da kaybettiği şey sadece maçlar değil, sosyalist dönemdeki sistemsel avantajlardı.
Jeunesse Esch: En Uzun Yenilgi Serisi (Eski Format)
Bir başka rekordmen takım Lüksemburg’dan Jeunesse Esch. Şampiyonlar Ligi, 1955’ten 1992’ye kadar yalnızca ülkelerinin şampiyon takımlarının katıldığı bir turnuvaydı ve bu dönemde format çift maç eleme usulüydü. Jeunesse Esch, o dönemlerde Şampiyonlar Ligi’ne en fazla katılan ekiplerden biriydi. Ancak 1973-1987 arası 14 yıllık dönemde bırakın galibiyeti, tek bir beraberlik dahi alamadı. Bu süreçte 8 kez turnuvaya katılan Lüksemburg şampiyonu, toplam 16 maça çıktı ve hepsini kaybederek turnuva tarihinin üst üste yenilgi rekorunu kırdı. Jeunesse Esch’i eleyen takımlardan biri de 1974 yılındaki eşleşmede Cemil Turan’ın golleriyle turlayan Fenerbahçe’ydi. Jeunesse Esch’in bu negatif rekoru, Şampiyonlar Ligi markasının yaratılmasına ve yeni formata ilham veren olaylardan biri olsa gerek. Nitekim Lüksemburg temsilcisi, 1989 yılından itibaren bir daha turnuvaya katılamadı.
Olympique Marseille: Modern Şampiyonlar Ligi’nin Kayıp Serisi
Daha modern zamanlara gelecek olursak, 1992 yılından itibaren yeni formatla oynanan Şampiyonlar Ligi’nde üst üste en fazla maç kaybeden takım Olympique Marseille. 2011-2012 sezonunda Son 16 Turu’nda Inter’i saf dışı bırakan Marsilya’nın yenilgi serisi, eşleşmenin ikinci maçında start aldı. Giuseppe Meazza’da Inter’e 2-1 kaybetmesine karşın, ilk maçı evinde 1-0 kazandığı için deplasman golü kuralıyla tur atlayan Marsilya, çeyrek finalde Bayern Münih’e karşı iki maçı da kaybetti. Buraya kadar ortada bir başarısızlık yok aslında. Hatta Marsilya için Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final görmek muazzam bir başarı sayılır. Turnuvaya bir sonraki katılımları olan 2013-2014 sezonunda ise kabusu yaşadılar. Arsenal, Borussia Dortmund ve Napoli ile birlikte “ölüm grubu”nda yer alan Marsilya, 6 maçta 6 yenilgi alarak turnuvaya veda etti. Üstelik yeniden Şampiyonlar Ligi’ne katılmak için 7 sene beklemek zorunda kaldılar. 2020’de Olympiakos, Manchester City ve Porto’lu grupta ilk dört maçını gol bile atamadan kaybeden Marsilya, 5. maçında Olympiakos’u evinde 1-0 mağlup etti ve bu korkunç seriye son verdi. Grup aşamasında üst üste 13 yenilgi alan Fransızlar, tam 8 yıl boyunca Şampiyonlar Ligi’nde galibiyet yüzü göremedi.
BATE Borisov: En Kötü Gol Farkı
Ve bir başka rekorun sahibi: BATE Borisov. 2014-2015 sezonunda Porto, Athletic Bilbao ve Shakhtar Donetsk gibi görece dişine göre rakiplerden oluşan bir gruba düşen BATE Borisov, iç sahada Bilbao’yu yenerek belki sezonu puansız bitirmekten kurtardı. Fakat yine de kalan maçlarında rekor derecede kötü bir performans sergiledi. Porto’ya 6-0, Shakhtar ile oynadığı iki maçı ise 7-0 ve 5-0 kaybeden Belarus ekibi, kalesinde gördüğü 24 golle bu alanda rekoru paylaşırken, -22 averajla turnuva tarihinin en büyük negatif gol farkına erişti.
Anderlecht: Bosman Kuralı’nın Etkisi (2004-2005)
2004-2005 sezonunda Inter, Werder Bremen ve Valencia ile birlikte grubunda yer alan Anderlecht’in kazanabildiği tek şey tecrübeydi. Zira turnuvayı galibiyetsiz bitirdiler. Bu tablo, 1995’te yürürlüğe giren Bosman kuralı ile 2000’lerin başından itibaren küçük liglerin Avrupa’daki rekabet gücünün yerle bir olduğunun açık bir göstergesi. Bosman, Belçikalı bir futbolcuydu. Belçika ve Hollanda gibi yetiştirici ligler, yıldızlarını 20’li yaşların başında kaybetmeye başlamıştı. Nitekim o takımın 19 yaşındaki stoperi Vincent Kompany, bir yıl sonra Hamburg’a, 2008’de ise Manchester City’ye transfer olacaktı. Takımı Avrupa’da sıfır çekmişti ama Vincent Kompany bu yıkıntının içinden modern futbolun liderlerinden biri olarak çıkacaktı.
Rapid Wien: İstatistiksel Zayıflık (2005-2006)
Her ne kadar son 18 yıldır şampiyonluk göremese de Rapid Wien, Avusturya futbolunun tarihsel açıdan en büyük gücü ve 2005-2006 sezonu, Viyana temsilcisinin Şampiyonlar Ligi’nde boy gösterdiği son yıldı. Bayern Münih, Juventus ve Club Brugge’ün arasında çıktıkları 6 maçta da puan alamadılar. UEFA’nın istatistiklerine göre o sezon %2.7 ile turnuvanın en düşük şut gol oranına ve %67 ile en zayıf pas yüzdesine sahip takım Rapid Wien’di. Bu tablolar da gösteriyordu ki, aradaki fark sadece sonuçlardan ibaret değildi ve ciddi bir seviye farkı söz konusuydu.
Levski Sofia: Yerel Başarı, Avrupa Hüsranı (2006-2007)
2006-2007 sezonunda Levski Sofia, Chelsea, Barcelona ve Werder Bremen’li grupta yer aldı. Prime dönemindeki Ronaldinho’lu Barcelona’ya 5-0 kaybederek başlayan Bulgar temsilcisini tanıdık bir isim, bugün Göztepe’yi çalıştıran Stanimir Stoylov yönetiyordu. Levski Sofia, 1993’ten sonra ikinci kez Şampiyonlar Ligi sahnesine çıkmıştı ama Avrupa futbolunun hızına ayak uyduramadı. 6 maçta puan alamadılar, 17 gol yediler ve sadece bir kez ağları sarsabildiler. O yıl Bulgar futbolunun Avrupa’nın zirvesiyle arasındaki mesafe acı biçimde ortaya çıkmıştı. Zira Levski Sofia, kendi liginde sadece bir mağlubiyet alarak şampiyon olmuştu.
Dinamo Kiev: Bir Devrin Sonu (2007-2008)
Dinamo Kiev, 2007-2008’de Manchester United, Roma ve Sporting’li grupta yer aldı. Ama Avrupa sahnesi onlar için artık pek eski günlerindeki gibi değildi. 1992’den 2000’lerin ortasına kadar Ukrayna Ligi’ni adeta tek başına domine eden Kiev, 14 yılda 12 kez şampiyon olmuştu. Ancak bu dönem, gücün Shakhtar Donetsk’e geçtiği yılların başlangıcıydı. Avrupa’da 6 maçta 0 çekip 19 gol yiyen Kiev, bir devrin sonuna gelmişti. Mircea Lucescu’nun gelişiyle birlikte Shakhtar’la kuracağı hakimiyet, Kiev adına bu düşüşün kalıcı hale gelmesini sağlayacaktı.
Debrecen: Cesur Ama Puansız (2009-2010)
Macar takımı Debrecen’in Şampiyonlar Ligi’ndeki ilk ve tek macerası 2009-2010 sezonuydu. Rakipler Lyon, Fiorentina ve Liverpool’du. Debrecen, 6 maçta 0 çekti, 19 gol yedi ama cesur oynadı. 3-4 biten Fiorentina maçı, Macar taraftarların hala keşkelerle hatırladığı bir maçtır. Debrecen, o sezon toplamda 5 gol atmayı başarsa da puan alamadı. Debrecenli taraftarlar, o günden beri yeniden Şampiyonlar Ligi’nde yer alacakları günü bekliyor.
Zilina: Yerel Kadronun Çaresizliği (2010-2011)
Turnuvaya 2010 yılında ilk ve son kez katılan ekiplerden biri de Slovak futbolunun mütevazı temsilcisi Žilina’ydı. Tam üç tane ön eleme geçerek geldikleri turnuvada Chelsea, Marsilya ve Spartak Moskova’lı grupta mücadele ettiler. Bu deneyim, Žilina için futbolun gerçek hızını tecrübe etmek gibiydi. En sert mağlubiyetini evinde 7-0’la Marsilya’ya karşı alan kulüp, grubu puansız bitirdi. Tam 19 gol yedi ama Stamford Bridge’de bir gol atmayı başardı ve küçük bir teselli buldu. Kadrosunun tamamı yerli oyunculardan oluşan Žilina, modern futbol ekonomisinin gerisinde kalan ülkelerin çabasını simgeleyen romantik ama çaresiz bir hikayeyi arkasında bıraktı.
Partizan: Defansif Açıdan En Sağlam Sıfır (2010-2011)
Aynı sezonda Žilina ile birlikte sıfır çeken bir takım daha vardı. Sırp temsilcisi Partizan, sıfır çeken takımlar arasında defansif açıdan en sağlam performansı sergileyen ekipti. Bugünlerde Trabzonspor formasıyla izlediğimiz Stefan Savić, 20 yaşındayken o takımın savunmasındaki önemli isimlerden biriydi. Partizan, Shakhtar Donetsk, Arsenal ve Braga’lı grubunda 6 maçta puan alamadı. Ancak 12 gol yiyerek nispeten dirençli bir ekip olduğunu kanıtladı. Belki Avrupa sahnesinde varlık gösteremediler ama Savić gibi birkaç oyuncularını vitrine çıkardılar. Bu, Sırp futbolunun kaybederken bile üreten yapısının canlı bir örneğiydi.
Dinamo Zagreb: İki Kez Kabusu Yaşayan Tek Takım
Avrupa’nın en üretken akademilerinden birine sahip olan Dinamo Zagreb, iki farklı dönemde puansız kalan tek takım olma özelliğini taşıyor. 2011-2012 sezonunda D Grubu’nda Real Madrid, Ajax ve Lyon gibi dev rakiplerle eşleşen Zagreb’in kadrosunda Šime Vrsaljko, Domagoj Vida, Mateo Kovačić ve Milan Badelj gibi tanıdık isimler mevcuttu. Hepsinin 23 yaşından daha genç olduğunu hatırlatmakta fayda var. Dinamo Zagreb, bu grupta puan alamadı ve Real Madrid’e karşı 6-2, Lyon’a karşı ise 7-1 gibi ağır mağlubiyetler aldı. Ancak takip eden yıllarda tam 6 kez daha grup aşamasında yer alarak kendilerini bir Şampiyonlar Ligi takımı olarak kabul ettirmeyi başardılar. 2014-2015 yılları arasında tüm kulvarları kapsayan 45 maçlık bir yenilmezlik serisiyle rekor kırdılar. Ancak ne yazık ki 2016-2017 sezonunda Juventus, Lyon ve Sevilla’lı grupta bir kez daha sıfır çekerek turnuva tarihinde bu kabusu iki kez yaşayan ilk kulüp oldular. Üstelik Zagreb bu kez grup aşamasını gol atamadan tamamlamış ve başka bir negatif rekoru daha paylaşmıştı. Yetiştirici kulüplerin kaderinde olan bir şey: sürekli en iyi oyuncularınızı satın alıyorlar ve yerlerini her zaman aynı kalitede oyuncularla doldurmak mümkün olmuyor. Ortaya da böyle inişli çıkışlı Şampiyonlar Ligi serüvenleri çıkıyor.
Villarreal: Büyük Ligden Gelen Batış (2011-2012)
Sıradaki takım, burada olmasına bir miktar şaşıracağınız bir ekip. Zira Şampiyonlar Ligi tarihinde sıfır çekmiş takımlar arasında Marsilya ile birlikte beş büyük ligi temsil eden ikinci takım Villarreal. 2011-2012’de Bayern Münih, Napoli ve Manchester City ile aynı grupta yer aldılar. Yani kelimenin tam anlamıyla “ölüm grubu”ndaydılar. Rakabı “Sarı Denizaltı” olan kulüp için o yıl tam anlamıyla bir batış yılıydı. 6 maçta sadece iki gol atabildiler ve puan toplayamadılar. Üstelik drama burada bitmiyordu. Villarreal, o sezon La Liga’da da küme düştü. Avrupa’da devlerin arasında ve ligde hayatta kalma mücadelesi verirken aynı anda iki cephede birden boğuştular. Bu sezon, kulüp tarihinin en acı ama en öğretici kırılma noktalarından biri olarak kaldı.
Oțelul Galați: Mütevazı Ama Dirençli (2011-2012)
Ve aynı sezonda yani 2011-2012’de grubundan puan çıkaramayan üçüncü takım Oțelul Galați. Evet yanlış duymadınız, bu takım Şampiyonlar Ligi’nde oynadı. Önceki yıl Romanya Ligi tarihinde ilk ve tek şampiyonluğunu kazanan kulüp, turnuvaya doğrudan katıldı ve sahiden de renk kattı. Basel, Benfica ve Manchester United’lı grubunda 6 maçta 0 puan ve -8 averajla son sırada yer almasına karşın, hiçbir maçını iki golden daha büyük bir farkla kaybetmedi. Villarreal ve Dinamo Zagreb gibi ekiplerin yanında onların sıfır çekmesi de doğal olarak çok daha hoş karşılandı.
Club Brugge: Dönüm Noktası (2016-2017)
2016-2017 sezonu Club Brugge için kabus gibiydi. Leicester City, Porto ve Kopenhag’lı grupta 6 maçta 0 puan ve atılan gol sadece 2. Belçika temsilcisi, o sezon hem skor üretmekte hem de bu seviyedeki futbolun temposuna ayak uydurmakta zorlanmıştı. Ancak o sıfır çektiği yıl, aslında bir dönüm noktası oldu. Brugge o sezonun ardından geçen 10 yılda tam sekiz kez Şampiyonlar Ligi gruplarına doğrudan katıldı, iki kez de Son 16 Turu’na yükseldi. 2022-2023’te Porto ve Atletico Madrid’li gruptan çıkarak kulüp tarihinin en başarılı Avrupa sezonunu yaşadılar. Bir zamanlar Avrupa devleri karşısında dağılan bu takım, bugün artık onlara meydan okuyan turnuvanın kalıcı üyelerinden biri. 10 yıllık bu serüven boyunca kadroda yer alan kaptan Hans Vanaken, bugün 33 yaşında ve eminim Şampiyonlar Ligi’ne dair anlatacak çok sayıda hikayesi vardır. Neticede sıfır çekme, Club Brugge için bir son değil, bir nevi dönüm noktası olmuştu.
Benfica: Beklenmedik Bir Fiyasko (2017-2018)
Eğer bu sezon Jose Mourinho tarafından kırılmazsa, Benfica tarihinin mevcut en kötü rekoru, grup aşamasını 0 puanla tamamladıkları 2017-2018 sezonuydu. Üstelik Portekiz ekibinin grubunda CSKA Moskova, Basel ve Manchester United gibi nispeten dişine göre rakipler vardı. Kadrolarında ise Rafa Silva, Rúben Dias, Grimaldo ve Raúl Jiménez gibi çok sayıda önemli oyuncu vardı. Kısacası, ortada o dönemin teknik direktörü Rui Vitória adına gerçek bir başarısızlık olduğunu kabul etmek gerek. Bu takımın o sezon 6 maçta sadece bir gol atabilmiş olması, eminim Benfica taraftarlarına hala acı veriyordur. Özellikle de Basel deplasmanında alınan 5-0’lık acı yenilgi. İsviçre ekibinin o dönemki piyasa değeri Benfica’nın dörtte biri bile değildi.
AEK Atina: Geri Dönüşün Acı Tadı (2018-2019)
AEK Atina, 12 yıl aradan sonra Şampiyonlar Ligi’ne geri döndüğü 2018-2019 sezonunda “Keşke dönmeseydik.” dedirten nahoş bir tecrübe yaşadı. Önceki yıl kendi liglerinde tam 24 yıllık hasreti bitirip şampiyon olmuşlardı. Fakat turnuvadaki rakipleri Bayern Münih, Ajax ve Benfica olunca fazla direnemediler. Benfica’ya karşı oynadıkları grubun son maçında 88. dakikaya kadar 0-0 korumayı başarsalar da, o dakikada Grimaldo’nun attığı enfes frikik golü AEK’nın puan umutlarını tüketti. Yunanistan temsilcisi, o tarihten bu yana bir daha Şampiyonlar Ligi’ne katılamadı.
Viktoria Plzeň: Gol Yağmuru Altında (2022-2023)
Turnuvanın yakın tarihinde iki takımın başarısızlık konusunda birbiriyle adeta kıyasıya yarıştığı yıl 2022-2023 sezonuydu. Bu iki takımdan biri Çekya temsilcisi Viktoria Plzeň’di. Şampiyonlar Ligi’nde Bayern Münih, Barcelona ve Inter gibi dev rakiplerle aynı gruba düşen Plzeň, bir anlamda Şampiyonlar Ligi’ne katıldığına katılacağına pişman olmuştu. Şaka bir yana, turnuvadan elde ettiği gelir elbette Çekya temsilcisine iyi bir teselli olmuştur. Hatta bu grupta 5 gol kaydetmiş olmaları bile başarı sayılabilir. Plzeň, kendi liginde şampiyon olurken sezon boyunca toplam sadece 21 gol yemişti. Gruptaki 6 maçta ise hiç puan alamadığı gibi tam 24 gol yedi ve 6 maçlık grup aşaması döneminde en çok gol yiyen takım rekorunu egale etti.
Glasgow Rangers: Yeniden Doğuşun Acı Yüzü (2022-2023)
Aynı sezonda sıfır çeken bir diğer takım ise Glasgow Rangers’tı. Üstelik bu kötü geçen macera, İskoç ekibi için 12 yıllık uzun bir aranın ardından Şampiyonlar Ligi’ne dönüş anlamını taşıyordu. Bilenler bilir, Glasgow Rangers 2012 yılında iflasını açıklayarak tam dört küme düşürülmüş ve İskoçya Premier Ligi’ne geri dönmeleri 4 yıl, yeniden şampiyonluk yaşamaları ise 9 yıl sürmüştü. Neticede eski şaşalı günlerine geri dönen kulüp, 2022 yılında Avrupa Ligi’nde final oynayarak uluslararası düzeyde de kendisini hatırlatmayı başarmıştı. Ne var ki 2022-2023 sezonunda Ajax, Liverpool ve Napoli gibi rakiplerle aynı gruba düşerek bu kez de kendi tarihlerinin en büyük başarısızlık hikayesini yazdılar. Giovanni van Bronckhorst’un çalıştırdığı Rangers, gruptaki ilk üç maçını gol atamadan tamamladı. 4. maçında Liverpool’a karşı evinde 1-0 öne geçerek golle tanıştı. Ama sanki tanışmasa daha iyiydi. Uyuyan devi uyandıran Rangers, bedelini kalesinde gördüğü 7 golle ödedi ve sahadan 7-1’lik yenilgiyle ayrıldı. Grubu 0 puan ve -20 averajla bitiren Rangers, 6 maçta sadece iki gol atabildi. Ve bu tablonun doğal bir sonucu olarak Giovanni van Bronckhorst işini kaybetti.
Sonuç
Şampiyonlar Ligi sahnesinde yaşanan bu unutulmaz başarısızlıklar, futbolun sürprizlerle dolu doğasını ve en güçlü takımların bile zor anlar yaşayabileceğini gösteriyor. Ancak bu hikayelerin her biri, aynı zamanda azmin, yeniden ayağa kalkma çabasının ve bazen de beklenmedik dönüşüm noktalarının bir kanıtıdır. Tıpkı Club Brugge örneğinde olduğu gibi, bir felaket gibi görünen bir sezon, kulübün geleceği için sağlam bir temel atabilir. Önemli olan, yenilgilerden ders çıkarabilmek ve büyük sahneye yeniden çıkacak cesareti gösterebilmektir.
